Terapide Arzular Mı Hedefler Mi ?
- pskiremozturkk
- 28 Şub 2021
- 4 dakikada okunur
Terapi denildiği zaman hepimizin aklında farklı imgeler, simgeler ve beklentiler canlanır. Herkesin terapiden beklentisi, terapi süreci hakkındaki düşünceleri, önyargıları ve soru işaretleri birbirinden farklılık gösterir. Peki ideal terapi beklentileri var mıdır, varsa nelerdir? Bu sorulara bilişsel-davranışçı bakış açısıyla cevap aramaya çalışalım.

Danışanın terapiye istekli olduğu ve bir beklenti ile ilk görüşmeye geldiğini varsayalım. Her bireyin yaşamda karşılaştığı zorluklar, hayata dair şikayetleri ve beklentileri biriciktir. Bu yüzden her birinin terapiye gelirken kafasında şekillenen beklenti de farklı olacaktır. Ancak her beklenti terapide çalışılamaz. Danışanın beklentilerinin arzu mu yoksa hedef mi olduğunu ayırt etmekte fayda vardır.
Judith Beck, bilişsel-davranışçı terapi yaklaşımının 10 temel ilkesi olduğunu belirtir. Bu ilkeler bilişsel-davranışçı yaklaşımı benimseyen terapistler tarafından özümsenmeli ve uygulamalarında hayat bulmalıdır. 10 temel ilkeden biri olan “BDT, amaca dönük ve sorun odaklıdır” ilkesi terapide arzular yerine hedeflerin çalışılması gerektiğini açıkça vurgular. Terapistin ve danışanın birlikte çalışmaya karar verdikleri spesifik, net, açık, somut ve ulaşılabilir hedefleri olmalıdır. Terapi bağlamında arzular çalışılamaz.
Peki terapist neleri arzu olarak isimlendirmelidir? Somut ve ulaşılabilir olmayan beklentiler arzu formunda karşımıza çıkmaktadır. Örnekler üzerinden gidecek olursak; bir danışan her daim mutlu olmak isteyebilir ve terapi hedefini “Mutlu olayım” olarak belirleyebilir. Ancak mutlu olmak, somut ve ulaşılabilir bir beklenti değildir. İnsanların sahip olduğu tek duygu mutluluk olmamakla birlikte, duygular gün içinde oldukça değişkenlik gösteren hislerdir. Bireyin yaşamına sağlıklı bir şekilde devam edebilmesi için duygularını uygun zamanlarda deneyimlemesi gerekir. Sürekli mutlu olmak isteyen danışan bir kayıp yaşadığı zamanda da mutlu hissediyorsa, bu sağlıklı bir durum olmayacaktır. Üstelik, mutluluk nesnel olarak ölçülebilecek bir kavram değildir. Bir kişi bahçesindeki çiçekleri suluyorken, bir diğeri sevdiği insanlarla vakit geçirirken, bir başkası ise kendiyle baş başayken mutludur. Bir kişiyi kahve kokusu mutlu ederken başka birine acı bir gününü hatırlatabilir. Diyelim ki terapide ve hayatta belirlediğimiz hedef mutlu olmak. O zaman; bu hafta 3 gününü mutlu değerlendiren bir kişi 1 gününü mutlu geçirmiş bir kişiden daha mı sağlıklıdır? Peki bir hafta 3 gün boyunca mutluysak öteki hafta da 3 gün boyunca mı mutlu olmalıyız? “Mutlu olmak” arzusunun yerini “Duygu düzenleme becerilerini arttırmak” ya da “Olumsuz duygular ile başa çıkma becerilerine sahip olmak” hedefi alabilir.
Bir diğer arzu “Özgüvenimi arttırayım” cümlesi ile terapistin karşısına çıkabilir. Tıpkı mutlu olmak gibi özgüvenin yüksek olması da somut ve ulaşılabilir bir hedef değildir. Özgüven her daim sabit bir olgu değildir. Üniversiteye yeni başlayan bir öğrenci ile son sınıf öğrencisinin özgüven seviyesi aynı olmayabilir. Son sınıf öğrencisinin kendine daha çok güvenmesi sırf onun daha sağlıklı olmasından mı kaynaklıdır yoksa üniversite ortamına daha mı alışkındır? Bir kişinin özgüven seviyesi hocasının karşısında, arkadaşlarının yanında, toplum önünde konuşma yaparken, duşta tek başına şarkı söylerken aynı mıdır? Başvurduğu işten kabul alan biri ile sevgilisi tarafından terk edilen birinin özgüven seviyesi birbirinden ayrılır mı? Tüm bu sorular sorulduğu vakit, özgüvenin de güvenilir bir ölçümünün olmadığını ve durumdan duruma değişebileceğini görmekteyiz. Buradaki kasıt insanların kendine inanç duymaması gerektiği değildir. Bireyler daha somut hedefleri gerçekleştirdiği takdirde özgüvenli olduklarını hissedeceklerdir. Özgüveni olmadığını düşünen bir danışan değersizlik şemasına sahip olabilir. Bu şema tespit edildiği takdirde o şema ile çalışmak bir terapi hedefine dönüşür.

Terapide Hedef Belirlemenin Önemi
Hedef Koymak Şart Mıdır?
Mehmet Eskin Sorun Çözme Terapisi isimli kitabında “Gideceği limanı bilmeyen gemiye hiçbir rüzgarın faydası olmaz” metaforuna yer vermektedir. Rüzgarın itici gücünden yararlanmak için geminin hangi limana gideceğinin bilinmesi gerekmektedir. Bu metaforu ele aldığımızda geminin yerine insanı, limanın yerine hedefi, rüzgarın yerine yaşamın sunduğu olanakları koyabiliriz. Hedefi olmayan bir insan yaşam ona her ne kadar olanak sunarsa sunsun bir yere varamayacaktır. Aynı şekilde hedefsiz bir psikoterapi süreci sağaltım ile sonuçlanmayacaktır.
Locke ve Latham, hedef belirlemenin terapiye sağladığı katkıya daha ayrıntılı şekilde değinmiştir. Hedefi belirli bir terapi sürecinde danışanlar dikkatlerini yapması gerekene odaklar, hedefi doğrultusunda çabalar, motivasyon kazanır ve terapi sürecini daha iyi kavrar. Her biri yapılandırılmış formatta olan geleneksel davranış terapisi, bilişsel-davranışçı terapi ve sorun çözme terapisine baktığımız zaman, hepsinin terapi planlamasında hedef belirlemenin yer aldığını görürüz. Her bir yaklaşımın hedef belirlerken kullandığı teknikler birbirinden belli nüanslar ile ayrılsa da ortak olan terapi için bir hedef belirleme zorunluluğudur.

Danışan Ne Beklemeli?
Terapistim Bozuk, İstediğimi Yapmıyor!
Teknolojinin oldukça ilerleme kat ettiği, hızın her şey demek olduğu bir çağda yaşamaktayız. Trafik ışığı sarıdan yeşile döndüğü vakit arkadaki arabaların korna çalmaya başladığı, yürüyen merdivenlerden koşarak çıkıldığı bir yaşam içerisinde danışanın da anında çözüm beklemesi anlaşılır bir durumdur. Ancak bu beklenti gerçekçi değildir. Terapistler elinde hazır reçeteleri bulunan alimler ya da sihirli değnekleri olan periler değildir. Danışan için bir hedef belirlemeden önce terapistin danışanını tanıması ve onun problemlerine dair bir vaka formülasyonu oluşturması gerekir. Bilişsel-davranışçı terapi özelinde ilk 4 seans değerlendirme paketi olarak adlandırılır ve ağırlıklı olarak danışanı değerlendirmeyi içerir. Bu yüzden danışan sabırlı olmalı ve probleminin çözülmesini 1-2 seansta beklememelidir.
Bilişsel-davranışçı terapi perspektifine sahip bir terapiste giden bir danışan iş birliğine, ev ödevlerine ve kendi terapisti olmayı öğrenmeye açık olmalıdır. Bu yüzden danışan gökten inen bir mucizeyi değil, terapistiyle beraber efor sarf edeceği bir süreci beklemelidir.
Son olarak, terapi süreci karmakarışık bir kütüphaneyi düzenlemeye benzer. Bu kütüphanede coğrafya kısmında kimya, matematik kısmında felsefe kitaplarının yer aldığını varsayalım. Tüm kitapları ait olduğu kısımlara yerleştirmek için önce bütün kitapları yerlerinden çıkarmak ve ortalığı dağıtmak gerekir. Daha sonra sırayla kitaplar ilgili yerlere konulmalıdır. Söz konusu metaforda kütüphane danışanın zihnini, kitapların dağıtılıp geri toplanması terapi sürecini temsil etmektedir. Danışan, sürekli memnun ve mutlu bir şekilde ayrıldığı değil aksine zaman zaman dağıldığını hissettiği ancak sonradan toparlandığı seansları beklemelidir.

Terapist Neler Yapmalı?
Süper Kahraman Olmalıyım!
Tıpkı danışan gibi terapist de kendisinin elinde sihirli bir değnek olmadığının farkında olmalıdır. Bu yüzden daha ilk izlenimde başlayan değerlendirme sürecini seanslar boyunca devam ettirmelidir. Danışanın problemini belirlemesi için gözlemlemeye, danışanı dinlemeye, problemi anlamaya çabalamalıdır. Gerekirse testler kullanmalı, yakınları ile görüşüp çok yönlü bilgi toplamalıdır.
Terapist hemen nihai yargıya varmamalı, kafasında karar verdiği sonuca göre danışanı etiketlememelidir. Kurduğu hipotezlerin geçici olduğunu ve değişebileceğini kabullenmelidir. Bu şekilde daha esnek ve nesnel bir bakış açısı sağlayabilir.
Son olarak, terapist terapi hedefini danışanla beraber belirlemeli, bu hedefler doğrultusunda yapılandırılmış seanslarda belli teknikler kullanarak çalışmalı ve gerekirse terapi hedeflerini revize etmelidir.
Yoksa sihirli değnek mi lazım?
Tüm yazı boyunca vurgulandığı üzere, terapistler ellerinde sihirli değnekleri olan periler değildir. Keza terapi süreci de sihirlerin gerçekleştiği bir masal diyarı değildir. Terapi süreci terapistin ve danışanın iş birliğini gerektiren, emek verilen bir süreçtir. Hem terapist hem de danışan bunun farkında olduğu sürece hayal kırıklığına uğramayacaktır.



Yorumlar